Neden İşletim Sistemi Geliştirmemeliyiz - Ekleme

Geçen gün neden işletim sistemi geliştirmemeliyiz adında bir yazı yazmıştım. Galiba o yazıda konuya nasıl yaklaştığımı net olarak ifade edemedim. O yüzden bu konuyu biraz daha açmaya karar verdim.

Öncelikle konuya nereden baktığımı söyleyeyim. An itibariyle iktisat öğrencisiyim. Dolayısıyla vaktimin belli bir kısmını sınırlı kaynakların sınırsız ihtiyaçlar karşısında nasıl kullanılması gerekir konusuna kafa yorarak geçirdim. Yanlış anlaşılmasın, bu konuda yetkin olduğumu iddia etmiyorum, ancak konuya bakış açımın bu şekilde olduğunu belirtmek istedim.

Asıl konuya girmeden önce, çok aşina olmayanlar için, bir takım terminolojiden bahsedeyim. İlk olarak, belki siz de duymuşsunuzdur, fırsat gideri diye bir kavram var. Bunu bir örnekle açıklayayım; diyelim ki gün içinde yapabileceğiniz iki iş var. Bunlar elma toplamak ve armut toplamak olsun. Yine varsayalım ki bir saat içinde 10 elma veya 20 armut toplayabiliyorsunuz. Bu durumda 10 elmanın fırsat gideri 20 armut deriz, çünkü 10 elma toplamak için 20 potansiyel armuttan vazgeçmek zorundasınız. Aynı şekilde, 20 armut toplamanın fırsat gideri de 10 elmadır.

Bunun yanında, mutlak avantaj ve karşılaştırmalı avantaj (comparative advantage) diye iki kavram var. Mutlak avantaj ilk bakışta anlaşılabilecek bir kavram. Örneğin, sizin bir komşunuz olsun ve bu komşu saatte 20 elma veya 20 armut toplayabiliyor olsun. Bu durumda, komşunuzun elma toplamak konusunda mutlak avantajı var deriz, çünkü sizden daha fazla üretim yapabiliyordur. Karşılaştırmalı avantaj ise, ilk bakışta o kadar açıkça görülmeyen bir kavram. yukarıdaki örnekte, sizin armut toplama konusunda karşılaştırmalı avantajınız var, çünkü sizin için armut toplamanın fırsat maliyeti (20 armut için 10 elma) komşunuzun fırsat maliyetinden (20 armut için 20 elma) daha düşük. Fırsat maliyetinin diğerine göre daha düşük olmasına karşılaştırmalı avantaj diyoruz.

Şimdi yukarıdaki örnekte, komşunuzun sizinle ticaret yapmaktan bir kazancı var mı sorusunu soralım. En az sizin kadar armut, ve sizin iki katınız kadar elma toplama gücü var. Her ne kadar ilk bakışta bu alışverişin onun için bir faydası olmayacak gibi görünebilse de, aslında var, çünkü sizin armut toplamak konusunda karşılaştırmalı avantajınız var. Örneğin, diyelim ki her iki taraf da günde 8 saat çalışıyor. Siz 8 saat boyunca armut topladınız, komşunuz da 8 saat boyunca elma topladı. Sizde toplam 160 armut, komşunuzda ise toplam 160 elma oldu. Şimdi, eğer 90 armut karşılığı 80 elma alırsanız, elinizde 80 elma ve 70 armut olacak. Bu durumda kâra geçmiş olacaksınız çünkü kendiniz 80 elma toplasanız hiç armut yiyemeyecektiniz. Aynı şekilde komşunuz da kârlı çıktı, çünkü komşunuz kendi başına 80 elma ve 80 armut tüketebilecekken, şimdi 80 elma 90 armut tüketebildi. İkinizin de bu durumdan karlı çıkmasının en önemli nedeni, sizin kendi karşılaştırmalı avantajlı olduğunuz ürünü üretmeniz. Böyle yaparak, ekonomideki toplam ürün miktarını artırdınız, sonuçta herkes kârlı çıktı. Bu örnekte fiyatlar, tüketici tercihleri gibi etkenlere değinmedim çünkü zaten gereğinden fazla uzadı konu, merak edenler "Ricardian Model of International Trade" diye aratıp daha detaylı bir analiz bulabilir.

Neyse, konuyu bağlamak gerekirse, işletim sistemi geliştirme konusunda kimin avantajlı olduğu konusunda elimizde kesin bir veri yok, ama bana öyle geliyor ki, avantajlı bir konumda değiliz. Böyle düşünüyorum, çünkü, bir işletim sisteminin "x" parçasını yapmak için önce yıllar boyu kazanılacak bir deneyim kazanmamaız gerekiyor. Bu yıllar boyu yapılabilecek diğer şeyleri düşündüğümüzde, fırsat maliyeti bir hayli fazla olacaktır bence. Diğer yandan, aynı "x" parçasını yabancıların yazması daha az maliyetli olacaktır, çünkü onların bu konuda yıllardır edindiği birikimler verimliliklerini artırıyor olmalı. Diğer bir deyişle, yabancıların bu konuda, yüksek giriş maliyetinden kaynaklanan doğal monopolisi var.

Üstelik, daha önce verdiğim örnekte, elma alıp armut veriyorduk. Ancak, bu durumda, linux'un varlığından dolayı, elma alıp hiçbirşey vermemize gerek kalmıyor. Böylece, bu işten bir hayli karlı çıkmış oluyoruz. Tabi ki bu bedava işletim sisteminin sonsuza kadar geliştirilip bedava dağıtılacağının bir garantisi yok. Ama ortada bir iddia olsaydı, ben sürekli geliştirilip bedava dağıtılacağı tarafında iddiaya girerdim.

Konunun bir de uzun vadede büyüme yönünün olduğunun farkındayım. Makro teorisinde pek iyi olmadığım için, bu konuda biraz kitap karıştırmam gerekti. Economic Growth kitabına göz attım biraz.

Konumuzla alakalı gördüğüm ve büyümeye etki eden iki temel unsur var. Bunlar teknoloji ve insan kapitali. İnsan kapitalinden kasıt, bir insanın edindiği bilgi ve deneyim gibi, onun üretkenliğine etki eden unsurlar. İdeal olarak, maksimum büyümeyi sağlamak için, teknoloji ve insan kapitali mümkün olduğu kadar artırılmalı.

Önce teknoloji yönünden incelersek, bir arge çalışmasından fayda elde edebilmek için, ondan elde edilen gelirin, ona yapılan giderden fazla olması gerek. Bu durumda, bizim elde edeceğimiz gelirler içerisine, üretkenlik artışı nedeniyle elde edilen ekonomik büyüme ve o teknolojinin ürüne dönüştürülüp satılmasından elde edilecek maddi kazanç girebilir. Giderleri içerisine de, zaman, para işgücü ve fırsat gideri giriyor. Bir arge'nin karlılığına etki eden faktörler arasına yeni teknolojinin kopyanabilecek olup olmaması ve eşdeğer teknolojilerin ithal maliyeti gibi şeyler de etkiliyor. Linux'un varlığı da bu açıdan önemli.

Bu bahsettiğim gelir ve giderlerin yapılmış bir ölçümü var mı bilmiyorum. Ama, ilk bakışta bahsi geçen giderleri kurtarması için, yapılacak işletim sisteminin ya üretkenliği artırması ya da ticari potansiyeli yönünden, şu an mevcut işletim sistemleriyle karşılaştırıldığında bir hayli güçlü olması gerekiyor ki, kendini amorti edebilsin. Bununla birlikte, eğer bu yeni işletim sistemi açık kaynak olacaksa, maddi gelirinin olmayacağını ve üretkenlik artışı her ülkeyi eşit olarak etkileyeceğinden bize bir avantaj sağlamayacığını da göz önünde bulundurmak gerek.

Yeni bir işletim sistemi geliştirmenin insan kapitalini artıracağına ve uzun vadede ekonomik ve bilimsel gelişmeye katkı sağlayacağına katılmak zorundayım. Yaparak öğrenme ve bilginin dağılması konuları bazı büyüme modellerinde önemli bir etken olarak kullanılmış. On The Mechanics Of Economic Development yazısını buldum internette, konumuzla alakalı iki başlığı var. Ben bunu detaylı okumadım, sadece alakalı olduğu için, merak edenler okuyabilir diye link vereyim dedim.

İnsan Kapitalinin ekonomik büyüme katkısı olduğunu kabul etmekle birlikte, işletim sistemi geliştirmek konusunda bilgisi ve deneyimi olan işgücüne ne kadar ihtiyacımız olduğu konusunda pek bir fikrim yok. Belki bu da ayrıca bir tartışma konusu olabilir. Belki alternatif konularda edinilecek deneyime daha fazla ihtiyacımız olacaktır. Bunu da iyice ölçüp tartmak gerek diye düşünyorum.

İlk Neden İşletim Sistemi Geliştirmemeliyiz? yazısını da bu bakış açısıyla yazmıştım. Yanılıyor da olabilir tabi ki. Eğer öyle düşünüyorsanız, hangi konularda yanlış düşündüğümü belirtirseniz, kendimi düzeltmem açısından faydalı olur. Eğer bu iki yazı dolayısıyla işletim sistemi geliştirmekle uğraşan veya bu işe gönül veren kişileri kırmışsam, ayrıca özür dilerim. Ama an itibariyle konuya yaklaşım biçimim bu.